Kardeşlik Hukuku Adına


Ferhat Murat AKBUDAK

Ferhat Murat AKBUDAK

23 Kasım 2015, 12:00

Doğuda adı sürekli terörle anılan bir yerde, kurban bayramında islami vazifemizi yerine getirmek için bir polis arkadaşla büyükbaş kurban bakmaya, kurban pazarına gittik.  Erken gitmemiz hasebiyle de olabilir aradığımız kurbanı bulamadık. Daha sonra oranın yerlilerinden biri; “sizin aradığınız kurban bende var” diyerek kendi köyüne beraber gitmemizi söyledi. Polis arkadaş malum olaylardan dolayı gitmekten çekindi ise de, ben “bir şey olmaz “ diyerek yerli vatandaşın arabasına bindik ve köyüne gittik. Kurbanlık satan arkadaşın anne babasının oturduğu ve ufak çaplı kendilerine yetecek kadar çifçilik yaptığı yerdi gittiğimiz köy. Gittiğimizde kahvaltı yapıyorlardı, bizi de davet ettiler. Kahvaltı yapıp gittiğimiz için teklifleri için teşekkür ettik ve bize uygun olan kurbanlığa bakmak istediğimizi söyledik. Dağın yamacında otlanan 2 büyükbaş hayvan vardı. Bizim aradığımız da tam da onlardan bir tanesiydi. Fiyatını da uygun söyledi. Usul gereği de pazarlığımızı yapmak üzere tekrardan az önceki eve geldik. Geldiğimizde bir masa kurulmuş; yeni yapılmış et kavurma, sıcacık ekmek, taze yoğurt, düğün çorbası ve salatalarla donatılmıştı. Oysa ki durumlarının da hiç de iyi olmadığından emindim. Ama misafirini memnun etmek adına ellerinden gelenin fazlasını yapmışlardı. Masaya ben, polis arkadaşım ve kurbanı satacak olan arkadaşla oturduk, diğer fertlerden ve torunlardan kimse oturmadı, ne kadar ısrar ettik ise de, “biz yedik” diyerek birkaç lokma nezaketen aldılar. O an biraz acıkmıştık ve bu sofra çok iyi olmuştu. Bana bırakılsa ne var ne yok hepsini yiyebilirdim; ama belki durumları müsait değildir diye yarım karın sofradan çekildik. Çay içmeye başladık. Ev sahibi teyze Türkçe bilmiyordu, Kürtçe olarak; “hoş geldiniz, nasılsınız” sorularını sordu ve çok samimi içtenlikle bizi karşıladı.  Orta halli pazarlığımızı da yapıp, anlaştık. Fazla kalmadan oradan ayrıldık. Ayrılırken de yine boş göndermediler. Oranın kültürüne mahsus bayramlık çörek de paketleyip verdiler ve döndük.

Bu sıcak karşılama ve ağırlama sadece o aileye mahsus bir şey değildi o yörede ve ilk defa da karşılaşmamıştım. İyisi ve özünü kaybetmemiş olanlar gerçekten çok iyiydi ve temizdi.

Yıllarca yaşadığımız sorunlardan dolayı bazen pireye kızıp yorgan yakılır mı sorusu geliyordu akıllara, bazen de bir çuval çürümüş elma içerisinde acaba sağlam var mıdır diyerek o sağlam elmayı kurtarmalı mıyız sorusu geliyordu…

Bana kalırsa bir tane sağlam meyveyi bulmak için tüm meyveleri yakmamalı, o sağlam meyveyi bulup baş tacı yapmalıyız. En azından bir tane bile olsa insanlık ve kardeşlik hukuku adına yakışanı yapmalıyız. Hak edene hak ettiğini en güzel şekilde vermeliyiz. İyilik ve merhamet hak edene elbette ki bir kul olarak ödülünü biz veremeyiz, onlar ödülünü zaten alır! Ancak hal ve hareketimizi de onları düşünerekten almamızda fayda var. Çürükleri ise elbette ki hemen ayıklayıp çöpe atacaksın ki, daha fazla zararı olmasın, daha fazla meyveyi çürütmesin. Onlar da elbette ki cezasını en ağırından alacaklardır! Ama hal ve hareketimizde onlara karşı en ufak bir korku ve basiretsizlik olmayıp, taviz verilmeksizin kararlılıkla üstlerine gidilip, bugüne kadar yaşanmış olan tüm haksızlığa kalmışların adına hak ettiklerini vermeliyiz.  

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.