Kaleci Yaşar, Tam Saha Dergisine Konuştu

Fenerbahçe'nin ve A Milli Futbol Takımı'nın efsane kalecilerinden Yaşar Duran, 8 gol yediği İngiltere maçıyla ilgili konuştu ve "Kova Yaşar" lakabından duyduğu üzüntüyü belirtti.

Kaleci Yaşar, Tam Saha Dergisine Konuştu

Futbol hayatı boyunca Fenerbahçe, Malatyaspor ve Sarıyer kulüplerinde top koşturan kaleci Yaşar Duran, Türkiye Futbol Federasyonu'nun çıkardığı Tam Saha dergisine konuştu. 8-0'lık İngiltere hezimetiyle hatırlandığından dolayı kırgınlık yaşadığını ve kendisine "Kova Yaşar" lakabıyla hitap edilmesinden dolayı çok üzüldüğünü ifade eden Kaleci Yaşar, futbol kariyerinin başlamasını şöyle anlattı; "Gaziantepspor’u 1. Lig’e biz çıkardık, şampiyon olduk. 17 yaşında gittim Gaziantepspor’a ve oynamaya başladım. İki sezon oynadım orada. 1981-1982 sezonunun başında da Fenerbahçe’ye geldim. 2. Lig’deyken A Milli Takım’a seçildim. Bu Türkiye’deki ilklerdendir. Pek bilmiyorum bunu başaran var mıdır? O zaman Galatasaray, Beşiktaş, Trabzonspor, Fenerbahçe ağırlıklı bir takım vardı. 2. Lig’den Milli Takım’a seçilmek parmakla gösterilecek bir olaydı. İlk gittiğimde Fatih Hoca, Mustafa Denizli Hoca, Şenol Hoca as oyunculardı. 1979 yılında rahmetli Sabri Kiraz Hocamız beni aldı Milli Takım’a. Türkiye’de en fazla Milli Takım’a giden oyunculardan biriyim. Yıl olarak 12. Ama sayısal olarak en az milli olan kalecilerden birisiyim. O dönem çok maç yoktu. Yabancı ülkelerden özel maç teklifi bile gelmiyordu bize. Avrupa Şampiyonası olsun, Dünya Kupası olsun kolayca elenen bir takım hüviyetindeydik. Anadolu kulüplerinden Millî Takım’a seçilen oyuncuları, yönetimleri ya da başkanlar ödüllendirirlerdi. Para verirlerdi. Tabii bir ayrıcalık görüyorsun kendinde. O şehrin temsilcisi olarak Milli Takım’a seçilmek gurur verici. Ay-yıldızlı armayı taşımak herkese nasip olmuyor. Bugün İngiltere’de Wembley’de oynayamayan bir sürü oyuncu var. Çünkü Milli Takım oyuncuları oynuyor Wembley’de. Bunun gibi bir şeydi. Herkesin bir rüyası, hayaliydi."

Fenerbahçe'ye Transferi...


"O dönem dört büyüklerin haricinde Bursaspor ve Zonguldakspor da beni istiyordu. Ekonomik durumları çok iyiydi. Hepsi beni istiyordu. Tercihimi Fenerbahçe’den yana kullandım. Transfer hikayem de enteresandır. Fenerbahçe beni istiyor, diğer kulüpler de istiyor. Gazeteler de yazıyor. Bizim, Fenerbahçe ile maçımız vardı İstanbul’da. O maçta Fenerbahçe bize 4-0 yenilseydi küme düşüyordu. 1-0 galiptik. O zaman Gaziantepspor’da penaltıları ben atıyordum. 1-0 galipken penaltı oldu. Hocama, "Ben atmayayım. Adım Fenerbahçe ile geçiyor. Dedikodu olmasın" dedim. "Hayır, sen atacaksın" dedi. Atamadım ben penaltıyı. Kaleci Adem kurtardı. Fenerbahçe’nin o zamanki hocası Friedel Raush’du. Adem ile hocası saha içinde tartışma yaşadı. O dönemki Başkan Ali Şen beni ofisine çağırdı transferim için. "Niye atmadın penaltıyı?" dedi bana Ben de, "Atmak istedim ama atamadım sayın başkanım" dedim. O zaman geldi sarıldı, öptü beni. Ben gerçeği söylemiştim. Öyle gerçekleşti transferim. O zaman, şimdiki gibi Bosman kanunları yok. Bonservislerimiz kulüplere bağlıydı. İstedikleri gibi rakam talep edebiliyorlardı. O şekilde gerçekleşti transferim" şeklinde konuşarak Fenerbahçe'ye transferini anlattı.

7 Yıllık Fenerbahçe Kariyeri

"Fenerbahçe’ye gittiğinizde Anadolu kulüplerindeki gibi rahat bir ortam göremiyorsunuz. Çok odaklanmanız lâzım. Fenerbahçe camiası ikinciliği bile kabul etmiyor, sadece şampiyonluk istiyor. Biz de her iki senede bir şampiyon olduk. Bir dönem 5 kupayı birden aldık. Branko Stankovic döneminde 5 kupa aldık. Spor Yazarları, Donanma Kupası, Türkiye Kupası, Türkiye Şampiyonluğu, Cumhurbaşkanlığı Kupası Tabii çok güzel duygulardı. İleride gurur duyabileceğiniz başarılar bunlar. O zaman sizinle yaşayan arkadaşlarınız, aileniz, komşular; basında çıkan gurur verici yazılar yüreğinizi kabartıyor. İtibar görüyorsunuz. Bir ayrıcalık görüyorsunuz. Her ne kadar o ayrıcalıklı kişiliğiniz yoksa bile; o ayrıcalığı görmek istememenize rağmen böyle davranış şekilleriyle karşılaşıyorsunuz. Hoş şeyler bunlar. Dünyanın her yerinde böyledir. Sporcular, sanatçılar bu tip hareketlere layık kişiler. O zaman da üç kulvarda yarışıyorduk. Şampiyon olduğumuz sene Bordeaux’yu elemiştik. UEFA Kupası’nda yarışa devam ediyorduk. Türkiye Ligi var, bir de Türkiye Kupası var. Bunlardan kopmuyorduk. İyi de bir takımımız vardı. İyi arkadaşlığımız vardı. Arkadaşlık çok önemlidir. 5-6 kişi birden gezerdik. Belki hepsiyle samimi olmuyorduk ama hep birlikteydik. 29 sene Türkiye Kupası’nın alınmamasına tesadüf diyebilirim. Çünkü belki lige ağırlık verdi takım belki Avrupa’ya ağırlık verdi. Gruplara katılmayı garantilemek için yedek kadro çıktı. Bu yüzden 29 sene geçti" diyen Kaleci Yaşar en çok penaltı atan ve kurtaran kalecinin de kendisi olduğunu söyledi.

Malatyaspor'a ve Oradan da Sarıyer'e...


Kaleci Yaşar, "O dönem Malatyaspor’un yönetimi çok güçlüydü. Türkiye’nin önemli oyuncularını transfer ettiler. Ünal Karaman vardı, Metin Yıldız vardı Galatasaray’dan Feyzullah, Oktay, Levent, Eren iyi futbolculardı. İlk sezonda ligi beşinci sırada bitirdik. İkinci sezonda üçüncü olduk ve Balkan Kupası’na katıldık. Ertesi sezon Malatyaspor’dan ayrıldıp Sarıyer’e geldim. Malatya’da iki yıl kaldım. Çok mutlu günlerim geçti. Hala efsane kadro diye anılıyor o kadro Ama ertesi sezon Brezilya’dan üç oyuncu geldi. Kaleci Carlos ve Eder, Brezilya Milli Takımı’nın banko oyuncularıydı. Ama küme düştüler. Sadece şöhretli futbolcu aldılar. İyi futbolcu demeyeyim; şöhret aldılar; küme düştüler. Sarıyer’e geldim. Sarıyer’de de aynı şekilde iyi bir kadromuz vardı. Rahmetli Selçuk Yula, Beşiktaşlı Fikret Demirel, Cem Pamiroğlu, Erdal Keser, Mustafa Yücedağ, Sercan Görgülü, Cengiz Güzeltepe, Osman Yıldırım Kadromuz müthişti. Erdi ile daha sonra Fenerbahçe’de buluşmuştuk. Sarıyer’de bir beşinci, bir üçüncü bitirdik ligi. Yine aynı başarıyı tekrarlamış oldum. Bir sezonda 12 penaltının, 8’ini kurtardım. Arşivlerde vardır bu Ben Türkiye’ni en çok penaltı golü atan ve en çok penaltı kurtaran kalecisiyim Şu anda Bursaspor’un kalecisi Harun 5 penaltı üst üste kurtardı ama rekorum daha geçilemedi. Bir sezonda diyorum düşünün 12 penaltının 8’ini kurtardım. 8-10 tane penaltıdan golüm vardır. Penaltı atmak, kurtarmaktan daha zordur. Çünkü neden? Atamayınca "Kaçırdı" deniyor. Ama kaleci kurtarınca, "Kurtardı" oluyor. Atmak bence daha zor. Penaltı atmayı iyi bilirdim. Küçükken oyuncu olarak başlamıştım futbola. Oradan ayak becerisine, topa vurma becerisine sahiptim. Bir de penaltı kurtarmanın sadece bir değil, 10-15 etkeni olduğunu sayabilirim size. Daha önce hangi köşeye atmış? Sağ ayakla mı atmış, sol ayakla mı atmış? Kaleciler onları yanıltmak için sağa gider gibi yapar sola gider; sola gider gibi yapar sola gider yine Bazıları bakarak atar. Bazıları bakmadan vurur. Bazıları ayağının içini gösterir, son anda bileğini kıvırır. Bunların hepsi analiz ediliyor; edilmeli de bir kaleci tarafından Atanın da bu şekilde kaleciyi analiz etmesi lazım. Tamamen atanın ve kalecinin hissiyatları ön plana çıkmalıdır" diye konuştu.

Kaleci Yaşar'dım, Kova Yaşar Oldum


8-0 kaybedilen İngiltere maçının kendisi için kanayan bir yara olduğunu ifade eden Yaşar Duran, "Çok üzgünüm bu konuda TV kanallarında, gazetelerde, röportajlarda benimle ilgili, "Ne kadar kendisiyle barışık" ifadelerini kullanıyorlar. Sağ olsunlar. Zaten öyle birisiyim. 23 yıllık futbol kariyerimde 5 şampiyonluğum var. Cumhurbaşkanlığı Kupaları var, Türkiye Kupaları var, en az gol yiyen kaleci unvanım var. En çok penaltı atmış, en çok penaltı kurtarmış, ilk Dünya Karması’na çağrılmış oyuncuyum Askerdim gidemedim. İsa gitmişti 2. Lig’den Milli Takım’a seçilmişim. Bunlar benim kariyerim. Bunların hepsi evimde kupalarım ve albümlerimde sabit. Ama duvarda. İnsanların zihniyetinde kalan tek şey İngiltere maçı Ben o İngiltere maçında çok kişiyi kurtardım. Başta federasyonu Başta antrenörü Başta futbolcu arkadaşlarımı Hepsini ben kurtardım. Fatura olduğu gibi bana çıkartıldı. Her şey bana yıkıldı. Tabii sağ olsun gazeteci arkadaşlar da bana hemen "kova" damgasını vurdular. Esasında kova bana değil, kalecilere ait genel bir tabirdir. Beklere de "Koridor oldu" derler. Benim lakabım kaleci Herkes telefonuna "Kaleci Yaşar" diye yazar. Şimdi Ahmet, Mehmet deniyor kalecilere Volkan, Muslera olarak geçiyor. Ama ben Kaleci Yaşar’dım Ama bu kova damgasını yiyeli 32 sene geçti. 1984 yılıydı. Şimdi adam 30 yaşında, 7-8 yaşındaki oğluna diyor ki; "Bu amcanı tanıdın mı? Fenerbahçe’de oynadı, Milli Takım’da oynadı ama 8 gol yedi." Böyle bir tanıştırma şekli Bu telefonda da böyle. Telefonun diğer ucunda insanlar benimle konuşurken, "Kova Yaşar" diyor Bunlar üzücü şeyler Bunlar bende yara 23 sene top oynamışım. Hayatım topla geçti. 23 sene oyunculuk Antrenörlüğü de koyarsanız 50 yıldır bu işin içindeyim. Bu işten emekli oldum. Hala sürdürüyorum bu işi Seviyorum Hayatımız futbol Futbolun içinde bir hayat oldu. Ben bundan itibar gördüm. Ben bundan evlendim. Ben bundan paralar kazandım, çocuklarımı okuttum. Bir meslek; güzel bir meslek Günde 2.5 saatini ayıracaksın. Ama şimdi mesailer 8-10 saat Eskiden meslek değildi. Kız vermezlerdi bize Şimdi meslek. Herkes ya topçu, ya popçu olmak istiyor. Sağlıklı bir yaşam içindesin. Para kazanıyorsun. Kendine ayıracağın çok zaman var. 1969-1970 sezonunda amatör olarak Ankara’da bana lisans çıktı. Dışkapı’da, 19 Mayıs Stadı’nın altında küçük odalar vardı. Kulüp takımları orada soyunur ve sahaya çıkardı. Elimde annemin verdiği filenin içindeki eşofmanlarla yürüye yürüye giderdim. En az 5 kilometre yürürdüm. İdman biterdi; küçük olduğumuz için soyunma odasını biz yıkardık. Saçımız ıslak eve giderdik. Üç sene böyle geçti Ankara’da Gaziantep’e geldiğimde üçüncü kaleciyim. 17-18 yaşındayım. Takımın en küçüğüydüm. İdmanda canı sıkılan, yorulana kadar bana şut atardı. İdman sahası toprak. Vücudumuzun her tarafı yara-bere içinde oluyordu. Yorulana kadar çalıştırırlardı bizi. "Çay söyle bana Ceketimi getir Kramponumu al" Bu tip istekleri de vardı. Ayakçılık yapardık. Para yok. Annem rahmetli Ankara’da oturuyor. Ona bakmam lazım. Okulu lisede bırakmışım. "Başaracağım" dedim. Evden 1 lira harçlık alırken Gaziantep’e gittiğimde 15 bin lira para koydum cebime. Nasıl seviniyorum. Hemen ağabeyimle teyp aldık bin liraya Bir kulaklık onda, biri bende 12 saat teyp dinleyerek Ankara’ya geldik. Şartlar bu Malzeme sıkıntısı var kulüplerde. O zaman lojmanımız Gaziantep’in dışındaydı. Kulüpte yemek çıkmazdı. Otobüslerle giderdik deplasmanlara. Otobüsün arasında yatarak giderdik maçlara Çok zor şartlardı. Benim bir resmim var. Çamurdan bir tek gözlerim gözüküyor. Böyle sahalarda çalıştık" diye konuştu.


Etiketler; #Kova Yaşar
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.