Başbuğ Başkanlık


Selim GÜRBÜZER

Selim GÜRBÜZER

10 Nisan 2017, 22:48

      BAŞBUĞ BAŞKANLIK

ABD 1987 tarihi itibariyle imparatorluklar döneminde ki Osmanlının Başkanlık sistemini kopya etmekle süper güç olmanın keyfini yaşamakta adeta. Belli ki, Başkanlık sisteminin getirdiği kolaylıklar bu ülkeye istikrar getirmiş gözüküyor.

   Peki ya Türkiye? Malum,  Osmanlının bakiyesi üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti devlet yapılanmasında Fransız modelini esas alır. Ama ilginçtir Fransa’yı model olarak alırken her ne hikmetse Fransa’nın 1956’dan itibaren uyguladığı yarı başkanlık sistemini görmezlikten gelinmiş. Öyle ya, madem Başkanlık sistemine burun kıvrılıyor,  bari hiç olmazsa yarı başkanlık sisteminde karar kılınsa fenamı olurdu.  Her neyse, şu bir gerçek tarihi kodlarımızla uyuşan tek sistem Başkanlık modelidir. Dolayısıyla bu modele sahip çıkmak ABD ve Fransa’dan daha çok bize yakışırdı.

    Evet,  Başkanlık modelinin orijini biziz. Bu işe Başbuğ geleneğimizle başladık, şimdi ise 16 Nisan’da Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemiyle de taçlandırmak zamanıdır. Hele ki birde 16 Nisandan sonra mecliste çıkarılacak yeni Anayasaya uyum kanunlarıyla bu sistemin altını üstünü doldurduğumuzda değme keyfine. Nasıl mı? Tabii ki önce orijini Başbuğ Başkanlık olan bu sistemi katılımcı demokrasiyle, dar bölgeli iki kademeli seçim sistemiyle, ekonomik katılım ve âdem-i merkeziyetçi (yerinden uygulamalar) yapılanmalarla donatarak elbet.  Hele hayırlısıyla 16 Nisan 2017 referandumundan alnımızın akıyla bir çıkalım, bak o zaman mevcut sistemden kaynaklanan tüm aksaklıkları giderecek yapılanmaların beraberinde gelmesi kaçınılmazdır. Yeter ki, Milletin onayını almış Başbuğ Başkanlık sistemi yeniden çağın şartlarına cevap verecek şekilde uyum yasalarıyla donatılsın evvel Allah’ın izniyle 2023 Türkiye’sine emin adımlarla ilerleyeceğiz demektir.

            Hiç kuşkusuz Başbuğ Başkanlık sistemiyle birlikte sivil toplumda güçlenecektir. Artık eski köhnemiş sistemlerden palazlanan vesayetçi yapılanmalar sona ereceği gibi sivil toplum olgusu gerçek manada gücünü hissettireceği muhakkak. Baksanıza 16 Nisan 2017 tarihi yaklaştıkça daha şimdiden sivil toplumun ayak sesleri kendini hissettirmeye başladı bile. Hele birde bu  “Hayır” kampanyası yürüten iç ve dış mihraklara karşı sivil direnişimizi ‘EVET’ kartıyla 16 Nisan sonrasında taçlandırdığımızı düşündüğümüzde karşımıza çıkacak ilk tabloda;

          -Vesayet odakları artık köşe başlarını tutamayacak,

          -Demokratik ve özgürlükler hususunda hak talep edenlerin canına okuyamayacaklar,

          -Erzurum’da Bölge Jandarma Komutanı Osman Özbek Paşa gibiler oturduğu yerden devrin Başbakanına ağza alınmayacak küfür sözler sarf edemeyecek,  Tuğgeneral Kazım Usta gibiler de Manisa Valisi Muzaffer Ecemiş için yapılan uğurlama töreninde ANAP İl Başkanı Ahmet Özövgü’yü fırçalayaraktan itip kalkıp protokol krizi çıkaramayacaktır.

            Aman Allah’ım neydi o günler,  28 Şubat Post-modern Darbe dönemi sürecinde başörtülü gencecik kızlarımızın başına gelenleri bir düşünün. O masum gencecik kızlarımızın üniversite kapılarından kovuluşlarından tutunda yaka paça ikna odalarına götürülüşlerine kadar ki içimizi burkan bir sürü insanlık dışı nice trajik manzaralarda neler çektiklerini bir Allah bilir, birde kendileri.  Öyle ki, o mahzun masum genç kızlarımızın feryatları gök kubbeyi inletiyordu. İşte tamda bu noktada Başbuğ Başkanlık sistemi vesayet odaklarının kökünü kazımak için vardır. Kökleri kazınsın ki,  geldiğimiz süreçte Üniversitelere, Emniyete, Türk Silahlı Kuvvetlerine, TÜBİTAK’a, tüm kamu kurum ve kuruluşlarına bir daha sızamasınlar. Kökleri kazınsın ki; Pensilvan’ya kaynaklı asparag haberleri ve astı astarı olmayan tapeleri belge diye millete yutturmaya kalkışmasınlar. Söz konusu tapeleri maskeli adamlar mı getirmiş bilinmez ama bir şekilde yedi defadır seçim kaybeden bir liderin eline tutuşturmuşlar ya,  bu ayıp o lidere ömür boyu utanç vesikası olmaya yeter artar da. İşte Başbuğ Başkanlık sistemi tam da bu noktada kökü dışa endeksli ve başlarına tasma geçirilmiş liderlere geçit vermemek için vardır.  İcabında bu da yetmez, vesayetçi odakların canına ot tıkamak için vardır.

             Aman Allah’ım neydi o günler, milletin bağrından kopup millet meclisine gelen bir kısım milletvekilleri sanırsın ki halkını temsil için gelmiş, meğer vesayet odaklarına diyet ödemek için gelmişler. Diyet için gelenlerin hallerine bir bakıyorsun mensubu olduğu partinin içine sızıp mesela MHP’yi içten parçalayıp liderini devirmeye kalkışabiliyorlar. Bir bakmışsın Aydın Doğan medyasının ekranlarında eş başkan sıfatıyla saz çaldırılarak ülkeyi koalisyonlu dönemlerin eşiğine getirmenin provaları yapabiliyorlar. Yine bir bakmışsın AK Partiyi içerden ve dışarıdan yıkmak için Kandile sırtını dayayan malum partinin eşbaşkan ve sözcüleri, tüm terör örgütleri, FETÖ kaçakları, Avrupa Haçlı ittifakı hep birlikte koro halde zehir zemberek içlerindeki kin ve nefret tohumlarını kusabiliyorlar.  İşte Başkanlık sistemi tam da bu noktada her türlü alavere ve dalaverelere son vermek için vardır. Son verelim ki, çok başlılık mevta olsun.  Bize çok başlılık değil kendini milletine adamış Başbuğ Başkan yaraşır.  Ki, o sırtını bir yerlere dayamayıp bizim içimizden çıkacak milletin adamı Başkan’dır.  İster adına Başkan,  ister Başbuğ Başkan, ister Hakan Başkan,  ister Kağan Başkan, isterse Cumhur Reisi densin fark etmez, her halükarda bizim onayımızı almış Başkanın varlığı bize güç katacaktır. Hani iş bilenin kılıç kuşananın derler ya,  aynen öyle de şimdi tüm bu meziyetlere sahip Başbuğ Başkanın varlığı bize güç katacaktır. 

           Ne yalan söyleyelim,  çocukluktan bugüne oldubitti ‘Başbakanlık’ kavramına pek içimiz ısınmadı.  Belli ki bu kavramın kültür kodlarımızla uyuşmazlığı söz konusu.  İlkokula başladık sınıf başkanıyla karşılaştık, keza ortaokul lise de öyleydi. Okul dışında Ülkü Ocağına takıldığımızda Başbuğ, Reis, Başkan kavramlarıyla haşir neşir olduk, 9 Işık doktrinini okudukça Başkanlık hayaliyle yanıp tutuştuk. Tarih kitaplarını karıştırdığımızda Başbuğ, Hakan ve Kağan isimlerin karizmasına kapıldık.  İşte bu yüzden Başkanlık sistemi ABD’den çok bize yakışır. Dedik ya mayamızda Başkanlık tutkusu var, yani tarihi kodlarımızla aşinalığı olan bir değerdir zaten.  Hele bir hayırlısıyla 16 Nisan 2017 tarihi bir gelsin Allah’ın izniyle Türk Tipi Başkanlık yeniden hayatımıza girecektir. O büyük gün gerçekleştiğinde kim tutabilir ki artık bizi. Böylece 2023 hedefimiz bir hayal değil hakikat olacaktır, buna inancımız tamdır. 

           Dikkat edin inancımız tam dedik, niye? Çünkü halkın büyük çoğunluğunun desteğini alarak icranın başına geçecek Başbuğ Başkan, halkın talepleri doğrultusunda hareket etmek zorunda kalacak ve bu kaçınılmazdır.  Bikere %50’nin üzerinde oy almak her babayiğidin harcı olmasa gerektir. İşte bu yüzden Başkanlık sistemi şarttır diyoruz.  Hem de ne şart. Diyelim ki; Başkan adaylarının hiçbiri birinci turda  %50’nin üzerinde oy alamadı, bu kez ikinci turda en fazla oy olan iki Başkan adayı arasında yarış başlayacak. Yani halk ikinci tura kalan iki adaydan birini seçecektir. Bu demektir ki; partili Başkan kendi partisinden olmayan adayların katkısıyla da Başkan seçilmiş oluyor. Şimdi tamda bu noktada Başbuğ Başkanlık bunun için vardır,  çünkü kendi partisinin dışında bile oy alacak olan bir Başkan nasıl diktatör olmaya tevessül edebilir ki.  Tevessül etmez elbet,  zira diğer kesimlerinde oyuyla da seçilmiş Cumhur Başkandır artık. Malum, toplum her türden değişik fikirlere, değişik siyasi görüşlere,  değişik cemaatlere, değişik mezhep ve meşreplere sahip insanlar topluluklardan müteşekkildir. Yani toplum katmanlarını oluşturan bu guruplardan hiçbiri   %50’yi tek başına aşacak güçte değildir.  Dolayısıyla toplum  %50’yi aşacak Başkanını seçmek için kendi içinde aynı ortak paydada buluşmak eğilime girecektir. İşte bu toplumsal mutabakat sayesinde seçilmiş Başkan, aynı zamanda tüm toplum katmanların Başkanıdır artık.  Böylece beş seneliğine seçilen Başkan sağlanan bu toplumsal mutabakatın gereği tüm toplum katmanlarını kucaklamak için var olacaktır. Aksi takdirde bir sonraki seçimlerde seçilme şansını yitirecektir.  İşte toplumsal mutabakat bu, işte milletçe yapılan denetim budur. Öyle ya toplumu kucaklarsan yola devam, kucaklamazsan seninle artık bir daha işimiz olmaz denilip milletin emrine amade olacak bir Başkan’la yola devam edilecektir. Peki ya toplumsal mutabakatla seçilen Başkan halka nankörlük edip ihanet ederse? Bikere Türk Tipi Başkanlık Sistemi buna açık kapı bırakmaz,  dahası böylesi bir arızı durumun zuhur etmesi zor gözüküyor.  Bu ihaneti yapsa yapsa ancak halkı hiçe sayan Pensilvanya güdümlü mihraklar yapar. İşte bu noktada tam da Başkanlık modeli tüm ihanet çetelerinin canına okumak için vardır. 

           Yıllardır anayasa değişikliği diye diye ağzımızda tüy bitti dersek yeridir. Neyse ki bu kez ciddi manada ilk değişikliğin gerçekleşeceği günün eşiğine nihayet gelebildik. Hem de Türk Tipi Başkanlık modeline geçişi sağlayacak bir değişiklik. Artık bu bir rüya değil, hakikatin tecelli edeceği bir değişikliktir bu. Yani kültür kodlarımızla örtüşen bir değişikliktir. Dahası gençleri motive ederek Fatihin İstanbul’u fethettiği yaştasın ruhunu dirilişe geçirecek bir değişikliktir. İşte bu yüzden gerçekleşecek bu değişikliği şimdiden çok önemsiyoruz. Hatta değişiklik için ülkemize soluk aldırmak adına, kültür kodlarımızla uyumlu olmak adına sandığa giderken daha şimdiden Başbuğ Başkanlık sisteminin heyecanı cana can kattı bile. Derken Başbuğ Başkanlık modeliyle yenilenecek olan anayasamızda milletin vicdanı ve milletin sesi anayasa olacaktır. Zaten Milletin hür vicdanı olmalı ki;  hem toplumun kültür kodlarıyla, hem de sanayileşmiş bilgi toplumunun refleksleriyle örtüşen anayasa olsun. Böylece bizde gönül rahatlığıyla bu bizim milli anayasamız deyip iftihar etmiş olalım. 

         Unutmayalım ki,  Başkanlık modelinde muhalefet eskisi gibi yan gelip yatamayacaktır. Az olsun benim olsun diyemeyecektir. Demeye kalkıştığında eski alışkanlıkların kurbanı olacaklardır. Nasıl mı? Bikere Başkanlık sistemi ‘az olsun benim olsun’ anlayışına geçit vermiyor. Sadece çalışana geçit vermektedir. Artık hiçbir lider oturduğu yerden “Türkiye genelinde şu kadar sabit oyumuz var” diyemeyecek,   yeni sisteme geçtiğimizde yasama ve yürütmede ağırlığını hissettirebilmesi için çalışmak zorunda kalacaktır. Aksi halde,  tembel talebenin hali ne ise yan gelip yatan partinin akıbeti de o olacaktır.  Hatta yeni sistemde koalisyon oluşumlara da geçit yok. Dolayısıyla partiler halkın nabzını tutmak zorunda. Kaldı ki, tembellikten kim ne bulmuş ki bu tip partilerde bulsun. Artık yan gelip yatma devirleri kapamak sırası bizde diyebiliriz.  Öyle ya,  madem yeni sisteme geçtiğimizde yaslanacakları askeri vesayet,  dayanacakları yargı vesayeti gibi odaklar olmayacağına göre çalışmaya mecbur kalacaklardır. Hiç boş yere yeni sistemin diktatörlük getireceği hezeyanında bulunarak Başbuğ Başkanlığın önüne geçebileceği hülyasına kapılmasın.  Asıl diktatörlüğün ne demek olduğunu Milli şef dönemini yaşayanlar çok iyi bilir, herkes unutsa da biz unutmayız. Vesayet odaklarının meclisi nasıl zapturapt altına alıp milletvekillerine emir eri gibi kullandıklarını unutmak ne mümkün. Sanki bunları geçmişte hiç yaşamamışız gibi şimdi hiç yüzleri utanmadan ve kızarmadan büyük bir pişkinlikle tutturmuşlar; yok efendim gensoru yokmuş, yok efendim denetim mekanizmaları ortadan kalkıyormuş türü falan keşmekeş laflarla zihinleri bulandırmaya kalkışabiliyorlar. Akıllarınca laf ebeliğiyle yeni sistemi bertaraf edeceklerini sanıyorlar.  Oysa Başkanlık sistemiyle birlikte asıl denetimi millet yapacağı gibi asıl gensoruyu da millet verecektir. Dedik ya adamlar yıllardır alışmışlar vesayetin kollarında sorgusuz sualsiz tam tekmil emir eri olmaya.   Ama söz konusu millet olunca milletin emrinde olmak belli ki gururlarına yediremiyorlar. İşte bu yüzden Türk Tipi Başkanlık sistemine geçmemiz şart diyoruz.  Dedik ya habire gensoru kalkıyor yaygarası koparıyorlar, oysa şimdiye kadar meclis çalışmalarında sayısını bilmediğimiz o kadar gensoru verildi ki %99’unun reddedildiğini bilmeyen mi var. Üstelik yasama faaliyetlerini tıkamaktan başka hiçbir işe yarmamaktadır.  Hakeza denetim mekanizması da öyle,  meclisin yeterince iç denetim yaptığı ne zaman görüldü ki şimdide görülsün. Unutmayalım ki, gerçek denetim Milletin patronluğunda, yani Başkanlık sistemiyle birlikte gelecektir. 

          İnşallah 16 Nisan 2017 tarihinde sandıklar açılıp bahar havasıyla yeni sisteme geçtiğimizde göreceksiniz parlamentomuz çok daha güçlü hale gelecektir.  Hele birde hızla artış kaydeden nüfusumuzla birlikte milletvekili sayısının artması da gücümüze güç katacaktır. Üstelik bu güç nisbi temsil sistemiyle taçlandırılarak gerçekleşecek. Böylece dar bölgeli iki turlu seçim sistemi de gerçekleştiğinde dikta heveslilerin darbe yapma emelleri boşa çıkartılmış olacak. Sadece güç kazanan meclis mi olacak, elbette ki bunda yürütmede gücüne güç katacaktır. Bundan öte yasama yasamalığını, yürütme yürütmeliğinin bilincine varıp dengeler yerli yerine oturup demokrasimiz bir daha kesintiye uğramayacaktır. Nasıl kesintiye uğrasın ki, Başbuğ Başkanlık modeli gücünü milletten alarak ayakta duracak.  Dolayısıyla halktan gücünü almış Başbuğ Başkanlık modelinde yasamada,  yürütmede, yargıda birbirinin iç işleyişine karışmaksızın vazifesini icra edecektir. Kelimenin tam anlamıyla kuvvetler ayrılığı dengesi yeni sistemle birlikte her türlü vesayet odaklarının emrinin hilafına irade sergileyecektir. 

            BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ‘EVET’

            Tarihten bugüne nice devletler kurmuşuz, hemen her kurduğumuz devlet yapılanmasının özünde Başkanlık modeli ağırlıklı değerdir.  Bilhassa bu noktada Osmanlı bunun en tipik misalini teşkil eder. Nitekim Osmanlı bu sistem sayesinde altı yüzyıl üç kıtada hükümran kalmış. Madem öyle, bugünkü parlamenter yapımızı Başkanlık modeli ile taçlandırıp yeniden diriliş hamlesiyle çağlar üzerine sıçrama zamanıdır. Üstelik yeni sistemde hem çift başlılık, hem çok başlılık, hem de babadan oğla geçen model olmayacak,  bizatihi halk tarafından seçilen Başbuğ Başkan olacaktır. Halk uygun gördüğü sürece yürüyecek, dur dediğinde duracaktır.  Şayet halkın seçtiği Başkan çürük ya da başarısız çıkarsa, dünyanın sonu değil ya bu kez halk bir sonraki seçimde seçmeyiverir. Şu bir gerçek bu sistemde sırtını Tel Aviv’e, Baronlara, Kandile, Pensilvanya’ya değil de halka dayayan bir Başkan her daim baş tacı edilir. İşte böylesi baş tacı edilen Başkana da, tam yetkiyle sorumluluk üstlenmek yaraşır.

            Eski Türkiye’nin çift ve çok başlılıktan neler çektiğini herkesin malumu. Neyse ki geldiğimiz noktada Yeni Türkiye oluşumunda anladık ki;  tüm denenen sistemler içerisinde en toparlayıcı ve en dinamik model Başkanlık sistemidir. Hele bir ülke çok zengin kültür havuzuna sahipse Başkanlık sistemi tamda bunun için vardır. Çünkü Başkanlık sisteminden yoksun parlamenter yapı daha çok tek tip model sevdasına kapılmış ülkelere has bir modeldir. Malumunuz çok başlılığın olduğu yerlerde ipin ucu hep birilerinin elinde olmaktadır. Her ne kadar halkın oylarıyla seçilip meclise gelmiş olsalar da bir bakıyorsun Ecevit hükümetinde olduğu gibi otel odalarında,  güneş motel odalarında milletvekili ayartılaraktan kaçkınlardan oluşan hükümet kurulabiliyor. Tuncay Mataracı, Hilmi İşgüzar bunun tipik göstergesi zaten. Oysa Başbuğ Başkanlık modelinde ipin ucu hep halkın elinde olacak.  Diğerinde ise halk sadece seçimden seçime hatırlanan oy deposudur. Dikkat edin oy deposu dedik,   zira vesayet odaklarının halka bakışı göbeğini kaşıyan ya da güdülen koyun tarzında bir bakıştır. İşte tamda Türk Tipi Başkanlık sistemi bu noktada güdülen koyun olmamak için vardır. İnşallah tarihler 16 Nisan 2017’i gösterdiğinde milletin onayını almış Anayasa değişikliği sayesinde bir yandan milletimize tepeden bakan anlayış yıkılacak,  bir yandan vesayet odaklarının elinde oyuncak olan parlamento sistemine son verilecek, diğer yandan da çift başlılığa son verilecektir. Böylece bu sayede 2019 seçimlerinde yasama faaliyetinde bulunacak parlamentoyu ve yürütme faaliyetinin lideri Başbuğ Başkanımızı seçeceğiz. Derken devlet-millet kaynaşması gerçek manada hüviyetine kavuşmuş olacak.  İşte bu manada meclise göndereceğimiz milletvekillerine diyeceğiz ki; git bizim adımıza yasama faaliyet yap,  Başbuğu Başkanımızı seçerken de diyeceğiz ki; git bizim adımıza yürütmenin başına geç vira vira haydi bismillah diyerek geminin (yürütmenin) kaptanı ol ve gemiyi limanda sağ salim demirleyene kadar görevinin başında ol.  Bu arada dolaylı yoldan da olsa yargıya da diyeceğiz ki; bizim adımıza yasama ve yürütmeyi denetle. Ama denetlerken de sakın ola ki kendini yasamanın ve yürütmenin yerine koyma. Çünkü atanmış olsan da sonuçta bizim oluşturduğumuz meclis ve bizim seçtiğimiz Başbuğ Başkanı tarafından belirlenen Hâkimler Savcılar Kurulusun, yani bizim seçtiklerimizin seçilmişlerisiniz. Dolayısıyla had hududu aşmak için değil, bilakis her şeyin kanun ve nizama uygun olup olmadığını denetlemek için varsınız. İşte milletçe yaptığımız bu görev taksimi neticesinde gerçek manada kuvvetler ayrılığı prensibi hayata geçmiş olacak da.

             Evet, Başbuğ Başkanlık modele geçelim ki; yürütmenin başında Başkan Başbuğ oluşturacağı kabineyle ekonomimizi şahlandırsın,  parlamentomuzda yasama faaliyetiyle milletin vicdanıyla barışık kanun yapılır hale gelsin,  yargı organı da gerçek anlamda milletin vicdanı denetim rolünü üstlenmiş olsun. İşte Türk Tipi Başkanlık sistemi tamda bu noktada vicdanların sesi olmak için vardır. Baksanıza bir yandan Avrupa, bir yandan terör odakları, bir yandan FETÖ ihanet şebekesi koro halde hepsi  ‘Hayır’ kampanyasında aynı kulvarda Türk Tipi Başkanlık modeline karşı kol kola girmiş durumdalar. Eeeh rozetleri cüsselerinden büyük adamlar ne yapsınlar,  Başkanlık modeliyle birlikte yakalarındaki rozetleri tel tel dökülüp tüm planlarının güme gideceğini çok iyi biliyorlar. Oysa korkunun ecele faydası yoktur, artık ok yaydan çıkmış durumda, şimdiden buna alışmalarında fayda var. Öyle  ‘Evet’ derseniz İzmir’de denize dökeriz kuru laflarla bizi korkutamazsınız.  Çünkü bu modelle birlikte şapkasıyla 6 defa gidip yine şapkasıyla 7 defa gelen başbakanlık dönemleri artık kapanıyor. Haberiniz olsun şapkada keramet aramaya paydos, bizim açımızdan çoktan ‘şapka düştü kel göründü’ bile, bizi artık kandıramazsınız.  Gün tekeden süt çıkarma günüdür, gün 2023 Türkiye’sini inşa etme günüdür, bizden söylemesi. 

             Yeni modelde Meclis paspas olmaktan çıkacağı için rozetleri cüsselerinden büyük baronların borusu ötmeyecek. Meclis Türk Tipi sistem sayesinde yasama yetkisini tam elinde bulunduracak. Öyle ki, Başkan yasamaya müdahale edemeyecektir, sadece bütçe ile alakalı konularda inisiyatif kullanabilecektir. Hiç kuşkusuz ortada ülke ekonomisinin geleceği manasına müdahil olmaktır bu. Bu arada yasamada yürütmeye müdahale edemeyecek. Yargı ise denetim görevi yapacaktır.  Malum, eski sistemde parlamentonun sadece adı var,  kendisi yok gibi. Nasıl mı? İşte görüyorsunuz bikere yürütmeden bağımsız yasama faaliyeti yapamamakta, hatta hükümet bütçe çalışmalarını bile neredeyse parlamentodan bağımsız yürütmekte. İşte Başbuğ Başkanlık modeli tamda yasama faaliyetinin parlamentonun inisiyatifinde olması için, yürütme faaliyetinin de Başbuğ Başkanın koordinatöründe yürütmesi için vardır. Derken meclis asıl işlevi yasama faaliyeti için ter dökerken yürütmede Türkiye’yi çağlar üzerinde sıçratacak icra faaliyeti için var olacaktır. Hakeza meclis yeni sistemle birlikte her an ayağına pranga olabilecek gensoru tuzağından kurtulmanın avantajıyla da hızlı yasama faaliyeti içinde kendini bulacaktır. Hele birde buna dar bölgeli iki kademeli seçim sistemle de taçlandırdığımızı düşündüğümüzde koalisyonlar devirlerinin bir daha geri dönmemek üzere tarihin çöplüğüne atılacağını rahatlıkla söyleyebiliriz de. Yetmedi yeni sistemle birlikte gereksiz kısır siyasi polemikler ve partiler arası kavgalar sona erip yerine daha akılcı, daha rasyonel siyaset yapmanın kapısı aralanacaktır. Zira Başbuğ başkanlık modeli istikrar üzerine kurulu bir modeldir. Dolayısıyla istikrarı sağlamak için diğer parti mensuplarının oylarına da ihtiyaç vardır. Bu yüzden milletin oylarına talip Başkan adayı geniş kitlelerle hareket etmek mecburiyetindedir. Başkan olduğunda da hem milletin seçtiği milletvekillerinden hem de milletin bağrından liyakat sahibi kişilerden oluşan kabine kurma avantajı elde edecektir. Hani ikide bir istikrar diyoruz ya, işte Başbuğ Bakanlık modeli tam da bu noktada istikrarı sağlamak için vardır. Şimdi Türk Tipi Başkanlık modelinden rahatsızlık duyanlara sormak zamanıdır, bu modelin neresinde diktatörlük vardır? Hiç öyle boşu boşuna özgürlük, demokrasi ve barış havariliğine soyunup da işi sulandırmaya kalkışılmasın.  Şunu maşalar iyi bilsin ki asıl diktatör kaç seçimdir milletten yüz bulamadığı halde hala koltuğunda çakılı kalan liderlerdir, diktatör suçlamasında bulunacaksanız gidin onların yakasına yapışın. Yapışın ki, koltuğun adamı değil, milletin adamı olmak için yarışsınlar. Maalesef yakalarına yapışmak yerine yavuz hırsız ev sahibini bastırırcasına hiç utanmadan sıkılmadan milletin gözünün içine baka baka yalanla dolanla özgürlük havarisi kesilmeyi yeğliyorlar. Dün nasıl ki Cumhurbaşkanının halkın oyu ile seçilmesinden rahatsızlık duyanlar, şimdi çift başlılığın ortadan kalkmasından rahatsızlık duymaktalar. Onlar rahatsız ola dursunlar, Türkiye için 16 Nisan sabahı ‘niyet hayır akıbet hayrolacak’ elbet.

         Her neyse 16 Nisan 2017 tarihi yaklaştıkça gerçekten ümitlerimizin yeşereceği bir döneme girmenin adımını atmaktayız. Hiç şüphe yoktur ki Başbuğ Başkanlık modeline geçişle birlikte gerçek manada topyekûn kardeşlik kaynaşması ve Rabia’mız vuku bulacaktır. Buna inancımız tamdır.  Böyle de olması icap eder. Çünkü halkın öteden beri devlete ve devlet liderine bakışı ‘devlet baba’ bakışıdır. O halde babacan bakışın gereği,  şimdi tam da ‘ya devlet başa ya da kuzgun leşe’ deme zamanıdır. Artık ok yaydan çıkmış durumda,  devlet baba geleneğimizi gökten yağan rahmet Nisan yağmurların eşliğinde Başbuğ Başkanlık modelinin bereketini hissedeceğiz.  Derken Türkiye’nin yıllardır kanayan yarası hale gelmiş olan Güneydoğu meselesi de gök kubbeden hoş seda halde yağan Nisan yağmurunun rahmet bereketiyle çözülmüş olacak. Bakmayın siz öyle Güney Amerika ülkelerinin içine düştüğü cendereden vazife çıkararaktan bahaneler üretip Başkanlık sisteminin aleyhinde kampanya yürütenlere. Oysa onların unuttukları bir şey var ki, 16 Nisan sabahı Türk Tipi Başkanlık müjdesiyle uyanacak olmamızdır. Uyandığımızda tıpkı tarihte Türk Başbuğlarının idaresinde cümle âlem nasıl huzur bulmuşsa aynen Türk Tipi Başkanlıkta da yeniden ‘zalime korku, mazluma umut’ için var olacağız.  Bu yüzden hiç kimse durduk yere eski sömürge ülkelerinden (Arjantin ve Latin Amerika ülkeleri) örneklemeler getirerekten Türk Tipi Başkanlık modelimize gölge düşürmeye heveslenmesin. Hem kimin haddine adalet kılıcı Türk Başbuğlarımızı batının  ‘Hans’,  ‘Corc’ tipleriyle kıyaslamak.  Böyle bir kıyas abesle iştigaldir. Madem öyle şimdi tamda Başbuğ Başkanımızı seçmek zamanıdır. Seçelim ki; Peygamber buyruğu yerine getirilmiş olsun. Bakın, o Yüce Peygamber ne diyor:  Üç kişi yolculuğa çıkarlarsa, aralarında birini başkan seçsinler” (Ebu Davud,  Cihad 80). Zaten anlayana bu hadis-i şerif Başkanlık modelinin önemini izah etmeye yetiyor.

               Vesselam.

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.